- sessiz nehir

- 15 Mar 2018
- 0 dakikada okunur




Çoğu zaman aynı ortamda bulunmak istemediğim bireyler oldu. İçimden hep keşke bir şeyler onları devredışı bıraksa da görmesem gibi kibirli cümleler kuruyordum. Sonra benim bu düşüncelerime daha çok yol yapan mükemmel bir diziye başladım : Black Mirror !!
Black Mirror mükemmel , distopik bir kurgu. Yani izlerken yaşamın farkına vardığınız ahlaki ikilemleri gördüğünüz bir dizi. Dizinin bir çok bölümü farklı senaristler tarafından yazılıyor. Ben her bölümünde senaristlere öyle çok şaşırıyorum ki bu nasıl bir beyin yapısı yahu diyorum. Böyle üretken beyinlerin olması hoşuma gidiyor çünkü diziyi izledikçe düşünceleriniz değişiyor ya da düşünceleriniz farklı bakış açıları ile harmanlanıyor.
Dizi inanılmaz sansasyonel bir kurgu. Bir çok kişiye izledin mi diye sorduğumda olumsuz yanıt alıyorum . İzlemeleri için konusundan bölümlerinden bahsediyorum ama sanırım ilgilerini çekmiyor.
Mesela konuya girerken bahsetmiştim insanları devredışı bırakmaktan , tam olarak hangi sezon veya kaçıncı bölüm hatırlamıyorum ama birbirlerini üzdüklerinde kırdıklarında küçük bir cihazla tamamen yaşamından engelleyebiliyorlardı birbirlerini ve karıncalı görünüm olur ya hani engellenen kişiler öyle bir görünüm alıyordu. Bazen bende bir çok kişiyi hayatımda öyle engellemek istiyorum sadece karıncalı silüet olarak görünsünler asla seslerini işitmiyim yaptıklarını görmeyeyim.
Yani dizinin kurgusu aşırı sansasyonel , distopik kurgu sevenler mutlaka izlesin.
Distopik demişken birde size film öneriyim : 2001 : a space odessay ( Yönetmeni Stanley Kubrick ve yapım yılı 1968 )

Bedri Rahmi Eyüpoğlu'nun aktardığına göre, Pierre Bonnard resimlerinden biriyle 15 yıl sonra bir müzede karşılaşır ve resimde bir eksiklik görerek müdahele etmek ister ; görevli izin vermez tabi ki. Ancak sanatçı bir yolunu bulup gözüne kestirdiği yere gerekli fırça darbelerini vurur ve resmini 'tamamlar'.
Yazarımız Zeynep Kılıç , '' Bonnard bir 15 yıl sonra aynı resmi bir daha görse müdahale eder miydi?'' diyor ve bu olayın 'bir sanat eseri' ortaya koymanın belki de hiç bitmeyecek bir süreç
olabileceğine işaret ettiğini söylüyor. Kılıç, '' Artık bir çerçeveye girmiş müzede ya da galeride sergilenen yani 'teknik olarak' bitmiş bir eserin hangi yollardan geçerek bulunduğu noktaya geldiğini sorgulamak fena bir fikir olmayabilir'' diyerek yola koyuluyor ve günümüz sanatının
aktörlerine ''Bir sanatçının gözünde eseri ne zaman biter? Sanatçı eserin bittiğini nasıl anlar, 'tamamlanmamışlık' hissi ile nasıl baş eder?'' sorusunu yöneltiyor...
İstanbulArtNews gazetesi Ekim Ayı Sayısı.
Türkiye'nin Sanat Ve Kültür Gazetesi.